Thursday, December 30

Je Suis

İnersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın, inersin, çıkarsın

Tuesday, December 28

Elinde mi yersin, paket mi yaptırayım

Suç sütü

- Kusura bakmayın Manolya hanım ama burada hayal kurulduğuna dair ihbar aldık.
- ...

Bu Sene Neler Yaptım

1) Ölümden döndüm.
2) Birini öldürdüm.

Güle güle ikibinon..

Thursday, December 23

Bay Machada
Ben Machada
İndirin silahınızı
Yoksa sizi vurmak zorunda kalacağım
İnanın.
'Karanlık diye bir şey aslında somut olarak yoktur, göremediğin için karanlık olarak algıladığın yerin öyle olmasının temel nedeni ışıksızlıktır, her şey ışığa bağlıdır' derse sevgiliniz, kendisine 'o zaman bu neyin nesi' diye sorunuz.
Yaşlı kadın, dizinin dibinde oturan üç torununun gözlerinin içine bakarak:

'Eski şarkta anlatılan bir hikayeye göre, siyah ve beyaz fare artık bir gün yaşama der ki: 'tutul''

O zaman bu zamandır yaşam siyah ve beyazdır.

Monday, December 13

çünkü

çünkü insanlar karşına geçip 'işi de boşadım eşi de' diye gevrek gevrek gülerler
çünkü insanlar 'biri de bir bini de bir' lafını yaşam gayesi edinirler
çünkü insanlar 'bu hayatta kafanı kullanacan hacıı' diye anırırlar
çünkü insanlar 'aman canım maydonozun da sapı var' diye çemkirirler
çünkü insanlar aldatmaya değil, aldanmaya inanırlar
çünkü insanlar sevginin bir avrupa birliği projesi falan olduğunu düşünürler
çünkü insanlara göre aşıksan taviz vermeye mahkumsundur
çünkü aşk bir zaaftır
zaaf zayıflatır
zayıf olan ölür.

Birinden duymuştum; yaşamın toz pembe olmasına gerek yok, beyaz kalsın yeter.

Fark etmez portakal kiraz..

Sana nasıl bulsam, nasıl bilsem
Nasıl etsem nasıl yapsam da
Meydanlarda bağırsam
Sokakbaşlarında sazımı çalsam
Anlatsam şu kiraz mevsiminin
Para kazanmak mevsimi değil
Sevişme vakti olduğunu..

Portakalın otomatiği olmaz.








Thursday, December 9

..

'Babani mu öldürdum' demek istiyorum..

Wednesday, December 8

İçemiyorsam Sebebi Çok.

Bazı konular hakkında yorum yapmaktan hoşlanmam. Bu aralar hiçbir konuda yorum yapmaktan hoşlanmıyorum gerçi. Ama kardeşim, alkole %20 zam gelmesi.. İşte bunu kaldıramıyorum. Çoluk çocuk perişan, eve bira alamaz olduk. İstatistikler şu şekilde:

Litre başına ÖTV
rakıda 39,6 liradan 51,48 liraya,
cin ve votkada 44 liradan 57,2 liraya,
taze üzüm şarabında 1,95 liradan 2,44 liraya,
birada 0,35 liradan 0,44 liraya çıktı.


Bir sor bakalım neden içiyoruz.. Sanki keyfimizden..

Thursday, November 11

Şimdilik İyilik Güzellik

Güzelleş be oğlum! Şimdilik ölümüne kadar hayattasın! Şimdilik, ölümüne kadar hayattasın..

Yerçekimsizyerlervar

A be zurnacı
Bütün orkestra burda
Sen nerdesin be ya
A kirli topuklu
Çal gari çal
Oynayım da insan olayım be ya.

Monday, November 8

Biz-Siz.

Yalnız olamayan böyle mi yapar dersen anlarım.

Wednesday, October 27

Değirmenimden Mektuplar

Bir zamanlar, beyni tamamen altından olan bir çocuk varmış. çocuk bir gün başından yaralanıp alnından kan yerine biraz altın akınca, anne babası bunu fark etmiş. anne baba bundan böyle çocuğu herkesten sakınmaya başlamışlar, altın beyninin çalınmaması için onu başka çocuklarla oynatmamışlar. çocuk büyüyüp, dünyayı gezip görmek istediğini söyleyince, annesi onu karşısına almış: 'Bak' demiş, 'biz senin için neler yaptık; zenginliğinden pay almak hakkımız değil mi?' bunun üzerine çocuk, beyninden büyük bir parça koparıp annesine vermiş. çocuk, zenginliğinden yararlanıp görkemli bir yaşam sürmeye başlamış. fakat bu eğlenceli günlerini birlikte geçirdiği arkadaşı bir gün onun beyninden parçalar çalıp ortalıktan kaybolmuş. altın beyinli adam, sırrını bundan böyle kimseye açmamaya ve bir iş bulup çalışmaya karar vermiş. günün birinde, çok güzel bir kıza aşık olmuş. kız da onu seviyormuş. fakat adamın ona kat kat aldığı güzel giysilere duyduğu sevgi, adama olan sevgisinden hiç de az değilmiş. altın beyinli adam, kızla evlenerek mutlu olmuş. ancak güzel karısı iki yıl sonra ölünce, adam onun görkemli bir törenle gömülmesi gerektiğini düşünerek, beyninde kalan bütün altınları bunun için harcamış. zaman geçmiş. beyni tükenmiş adam dalgın, yoksul ve mutsuz, sokaklarda yalpalarken bir dükkanda, karısına çok yakışacağını düşündüğü güzel, küçük çizmeler görmüş. karısının artık yaşamadığını unutarak çizmeleri satın almak için dükkana girmiş ve o anda yere yuvarlanıp kalmış. satıcı yanına gelince, yerde bir ölünün yatmakta olduğunu görmüş.

Bu öykü, tamamiyle gerçektir.

Thursday, October 14

Everything is something happened.


Stand. Afiş. Yeterlik. Toplantı. Dia. Lab. Arkadaş. Müzik. Sevdicek. Yatak. Polar. Tütün. Su. Bira. Kitap. Ekle. Sil. Dilekçe. Liste.

Bu 'kaos' muhabbetinden çok fena kıllanıyorum bilesiniz. Ya gerçekten en ufak şeydeki bir değişim alakasız gözüken başka bir şeyi etkiliyosa da o da onu o da onu da derken.. Yok canıım. Şuncacık kelebek nasıl açsın fırtına kasırga. Misal ben çalışmıyorum, bu doktora yeterliği geçemememe mi neden olacak? Saçma. Kim sokuyor bunları aklınıza kuzum? Kelebeklerin hepsi birleşse belki. Öyleyse madem, ben kelebeğin Afrika'da Mafrika'da değil yanımda kanat çırpmasını isterim argadaş. Gelsin napıcaksa gözümünün önünde yapsın, biz de bilelim nooluyo ne bitiyo alla alla. Tırstım bak şimdi. Neyse, iyi günler.

Monday, October 11

Hocam o arkadaş bugün yok.


Evim yok.
Arabam yok.
Dikili ağacım yok.
Celebrity arkadaşım yok.
Twitter hesabım yok.
Koalam yok.
Kusturika'yla çekilmiş bir filmim yok.
Bilinen fiziksel bir rahatsızlığım yok.
Cevapsız çağrım yok.
Yaşar Alptekin imzalı taytım yok.
Ekolüm yok.
İdolüm yok.
Kastım yok.
Ok dok.

Monday, September 27

Serbestlik Derecesi

Otobüsün kapısının önünde duran 30'larına yeni girmiş, çok gösterişli olmamakla birlikte yakışıklı sayılabilecek adam sigarasını yere attı, ayakkabısının ucuyla sigaranın üzerine basıp dans eder gibi birkaç ufak hareket ile söndüğünden emin oldu. Bir an için arkasına bakıp bakmama konusunda tereddüt etti. Bakmadı, otobüsün merdivenlerini hızlıca çıktı. Koltuğuna oturduğu gibi kulaklıklarını takarak müzik dinlemeye başladı. Otobüsün bir an önce kalkmasını istiyordu, gözlerini kapadı.

-'Kuzey bey zannedersem elektronik bilet almışsınız, buyrun, biletiniz bastırıldı. Nerede inecektiniz?'
-'A Alibeyköy..'
-'Peki efendim iyi yolculuklar.

...

-'Güneey! Hadi kızım yaa. Yeter ama artık devamlı bi tripler bi bişeyler, neşelen biraz. O kumandayı da ver bakayım, yapıştın kaldın kaç gündür aaa!'

Televizyonun karşısında yatan, 30'larına yeni girmiş, güzel olmakla birlikte üzerinden yük kamyonu geçmiş görünümlü ufak tefek kadın, yüzyıl sonra tabutundan çıkmış bir vampir edasıyla yerinden doğruldu ve kan çanağı gözlerinin birini kısarak tısladı:

-'Artık evine gitsen diyorum..'
-'Gitmiycem kızım gitmiycem işte. Hadi Serdar'lar bizi bekliyor, bir iki bişey içelim dışarda, tıkıldık kaldık eve.'

O gitmişti.. Artık anlamlı olan bir şey kalmamıştı. Herkes gitsindi. Zevzek arkadaşı Ebru, sulusepken Serdar ve diğerleri... Yok olsundu.

Canlı yayında artık eve gelmeyeceğini kocasına ağzından köpükler saça saça bağıran sarışın kadın dahil.
Meraklı kapıcı Mahmut dahil.
Obsesif akademik danışmanı Nuran hoca dahil.
Ağaçlar dahil.
Evler dahil.

Israr etmekten yorgun düşen zevzek Ebru biraz daha sokrandıktan ve süslü püslü öğütler verdikten sonra kapıyı çekerek evden ayrıldı. İstediği olmuştu, artık yalnızdı. Su içmek üzere mutfağa yol aldığında gözü koridorun duvarında asılı duran çerçeveli fotoğrafa takıldı. Eline aldı ve bir süre resme baktı. Üzgün ve halsizdi, dokunsalar ağlardı, içinde dünyanın en mutlu kadının gülümsemesinin durduğu çerçevenin arkasını çevirdi:

'Anısı biz olalım bu sokakların
Ve hiç durmadan yağmur yağsın
Biz gürültüsüz sözcükler bulalım

Not: Seni sonsuza dek seveceğim'

Kadın, uzun süreden beri ilk defa güldü.

Wednesday, September 22

İçe Atmayın, Dışa Vurun!

o Trabzon'da işsiz olduğunu söyleyen 41 yaşındaki Ahmet B., belediye binasının önünde elinde bıçakla ve üzerine döktüğü tinerle iş istedi.

o İstanbul Tophane’de açılışı yapılan bir sanat galerisinin davetlilerine, içki içildiğini gerekçe gösterdikleri iddia edilen bir grup tarafından saldırıda bulunuldu.

o İzmir’in Karşıyaka ilçesinde bunalıma giren bir astsubay, beylik tabancasıyla intihar etti.

o Şanlıurfa-Akçakale karayolunda, plakasız bir motosikletle dolaşan iki gencin yolculuğu, görenlerin tepkisini çekti. Motosiklet sürücüsünün arkasında oturan gencin zincirini tuttuğu bir köpeği peşlerinden koşturduğu, hayvanın da ayaklarının kanlar içinde olduğu görüldü.

o Dünya Basketbol Şampiyonası'nın ev sahibi Türkiye'ye ponpon kız cezası geldi. FIBA, Türkiye'ye 3 bin 200 frank yani yaklaşık beş bin lira ceza kesti. Gerekçe, pon pon kızlara istedikleri gibi şov yaptırılmadığı iddiası.

'Ne olacak bu ülkenin hali?' mi diyorsunuz?
'Bu devirde yaşanmaz valla' diye mi düşünüyorsunuz?
'Çocuğum esrarkeş olacak' kaygısı taşıyan ebeveynlerden misiniz?

KORKMAYIN! Artık Şakiro Dışavurumcu Sanat Terapiyle bunları yenmek çok kolay! Programın sonucunda

0 her zaman hayal ettiğiniz ideal kiloya kavuşabilir
0 İçinizdeki yargıca adaleti öğretebilir
0 Endişeyi heyecana dönüştürebilir
0 Yeni insanlarla tanışma fırsatı yakalayabilir
0 Fatmagül'ün suçunun ne olduğunu öğrenebilirsiniz! Bitmedi! Programa kayıt yaptıran herkese birer çeyrek piyango bileti, rulet masası ve epilatör de hediye!
Paket Programı beğenmediğiniz takdirde terapiyi iade edebilir, paranızı geri alabilirsiniz!
Durmayın, hemen arayın ve içinizdeki çocuğu şımartın.

Tuesday, September 21

Pinocchio


Pinokyo'nun kukla olduğu gerçeği en az, yalan söylediğinde burnunun uzadığı gerçeği kadar dikkate değerdir.

Saturday, September 11

Şimdi cinnet geçiricem.

Aşağıdakilerden hangisi Türkiye'ye konsere gelip de Egemen Bağış'la köprüyü geçse 'Evet' derdiniz?

A) Manowar
B) The Orion Experience
C) Busta Rhymes
D) Kralı gelsin 'Evet' demem.

Vay anasını U2 diyorum sayın seyirciler.

Friday, September 10

Denklem.


Bugün kendime yeni bir karar aldım. Üzerime dikilmiş gibi. Valla bak.

Tuesday, September 7

Sütbeyaz

Sütbeyaz arabaların üstüne yazılmış
Bordo şiirlerim var benim
Geceleri..

Wednesday, September 1

Tabula Ansata

Son limana girdi demirlendi gemi, çıkmamak üzere
çünkü ne rüzgardan ne de gün ışığından medet var artık;
ışık taşıyan şafağı terk ettikten sonra Kaptan Eudemos
oraya gömüldü gün misali kısa ömürlü gemisi, kırılmış
bir dalga gibi...

Friday, August 13

Manifeste

Meşru Müdafaa

Küfür eder
Yemin eder
Tövbe ederim
Başa döner
Eser gürler
Kırıp dökerim
Dururum
Durulurum
Var olurum
Gidince.

Wednesday, August 11

Bir Bilmecem Var Çocuklar.

Maviyi anlarsın
Denizi anlarsın
Mavi denizi
Zor anlarsın

Monday, August 9

Lotus Mücevherine Selam

KUNALA
KUNALA
KUNALA.

Friday, August 6

Nedir Ne Değildir?

Karanlık, ufacık oda. Zamanın ortasına fırlatılmışcasına. Sen beni duymazsın da, ben seni duyuyorum çokca. Dıııııt. Dııt. Dııt. Amma da yuvarlakmışsın be dünya ve kusura bakma ama kırıcı olmak gerekirse, kaçacak başka yerim yok..

Thursday, July 22

Yarın Ola..

Saçmalama Ruya

Çoktan yaz tatiline girmiş çocukların tatil dönemlerinde çokça unuttukları dışı pembe içi gri lisenin en üst katı. Uzun bir koridor, sonu neredeyse görünmüyor. Birçok kapı. Kapıların ardında insanlar var. Silgi kokusu ve camdan zar zor giren tozlu güneş ışığı. Kız siyah elbisesini giymiş, koridorun bir ucunda. Diğer ucunda o, siyah takımı var üzerinde. Şaşkın değiller. Heyecanlı da.. Sanki yıllardır o günü beklermiş ve sanki yıllardır bunu yaparmış gibiler. Bir adım. Bir adım daha. Yüzyüzeler ama asla ele ele değil. Yürürler. Hiçbir yere.

Wednesday, July 21

Dedi ki.

Toplanmamış bir odaymış benle hayat..

Thursday, July 15

Gün gelir ki..

'Sevgilim' dedi kadın.. 'Yanımda sen olacaksan eğer, aynı nehirde iki kere yıkanırım..'

Tuesday, June 22

Ulusa Sesleniş.


Bugünlerde Ulus'a gidip, sevgili yaz tatilim için gerekli olan çer çöp börtü böcek tencere tava ne varsa toplayıp çantama atasım ve gidesim var. Çok gidesim var. Yanıma almam gerekenler şöyle:

1. En renklisinden bir çift şipidik terlik
2. En cırt kırmızısından bir adet bikini
3. En yüksek faktörlüsünden bir adet güneş kremi
4. En sürükleyicisinden bir kaç adet roman
5. En askerisinden bir adet matara / tercihen termos
6. Sen
7. Ben
8. Bizim oğlan.



Ey Ulus sana sesleniyorum, tatil yapmak istiyorum ben, duy sesimi!

Sunday, June 13

Vermidon.

Yaşamım
Çoğu zaman
Skalonga
Tadında.

Friday, June 11

Gelen Kutusu II

Şunu anladım ki Gelen Kutusu 80 olduğunda bir sorun var, 81 olduğunda ise bir sorun var demektir.

Cin & Gan.

o, iki kişi olduklarında yapamayacaklarından korkarken, diğeri tek başına olduğunda yapamayacaklarından korkuyor idi.

Thursday, June 10

Gece

Gündüz, ilerleme gibi görünen tekdüze bir süreçtir. sabahın parlak ışıkları akşam karanlığına dönüşürken, bize bir gelişme olduğu hissini verir - belli bir yönde ilerliyormuşuz gibi bir duygu. zamanın yapay göreceliği üzerinde nadiren durup düşünürüz. her allahın günü, aydınlığın karanlığa doğru akışı bizi önüne katıp koşturur. ama gün boyunca, ister sabah on, ister öğleden sonra üç olsun, hepimiz, gündelik düzenin, düzen güçlerinin köleleriyiz. bizi ayakta tutan, zamanın geçmesi ve gecenin sunduğu kurtuluş umududur. çünkü, sonunda gece olacağını ve (gündüzle kıyaslarsak) dilediğimiz gibi davranma fırsatına kavuşacağımızı biliriz. kitaplar gece okunur. sinema, tiyatro ve müzik gösterileri gece olur. gece sarhoş oluruz, gece kumar oynarız. herşeyden arınmış, çıplak vücut geceye aittir. vücutlar gece birbirine değer, biraraya gelir. gün boyunca üniversitelerde bilimsel inceleme konusu olarak ele alınan, akşamüzeri dost toplantılarında sohbet konusu edilen şeyler, sonunda gecenin karanlığı içinde, gizlice yaşanır. çıplaklık geceye özgüdür, gündüze değil. (bunun tersi, yani var olmanın doğal gereği, yani güneşin altında çıplaklık, ancak baskının sona ermesiyle gerçekleşebilir). geceleri aşık olur, birbirimize aşkımızı geceleri ilan ederiz. gündüzler bizi mantığımızı kullanmaya, kendi hapishanemize kapanmaya zorlar. gün boyunca baskı güçleri, aşkın özgürlüğüne karşı savaşır. ama geceler bizi yeniden aşık eder, bize 'seni seviyorum' dedirtir. gündüzleri söylenen 'seni seviyorum'lar geceye gönderme yapar.


Gündüz Vassaf.

Not: Ankara'da gece sadece çöpler toplanır ama yine de yaşam, gecenin konusudur.

Wednesday, June 9

Uykusuzluk.

uykusuzluk ve pencerede bir kedi
gece boyu hiç konuşmadan durdu
yağmurlar yağdı, dindi
pencerede hep kedi
ne geceye girdi, ne uyudu
baktı, baktı, baktı
belli değildi doğmadığı, doğduğu

sanki ona bir zaman
hadi şimdi, yola çıkıp bir duygudan
pencerenin dışında duran
bir geceden indi, odaya girdi
dedi
hadi şimdi sen de in uykudan

sevdi mi, sevmedi mi, belli etmedi
sürdürüp suskunluğunu
yeni huysuzluğu besledi
aaaa
kedi bu uykunun içindeydi

ankara yolundaydı bir gece
bir gün marmaris yolundaydı kedi
bütün uyku kapılarının önündeydi
mırmırları, tırmalamalarıyla
bir kadının düşlerindeydi
ve bütün hırçınlığıyla
anılarının önündeydi

Özdemir Asaf.

Tuesday, June 8

Klişenin Hastasıyım

Klişe.. Klişe... Herkesin ağzına pelesenk olmuş bir diğer kavram da klişe olsa gerek. Nedir bu klişe diye soracak olursan, Türkçe'de Batı Kökenli Kelimeler Sözlüğü'nden aynen aktarıyorum: 'klişe Fr. cliché
Baskıda kullanılmak amacıyla, üzerine kabartma resim, şekil, yazı çıkarılmış metal levha'. Günümüzdeki kullanımına uyarlandığında basmakalıp, birbirini tekrar eden, ortalama gibi bişeyler bişeyler. Arkadaşlarınlasındır, oturuyorsundur sohbet muhabbet, karşı cenahtan bir ses yükselir: 'Amman yeaa, biri gider biri gelirrr'. Öf ne klişe ne klişe, bi klişe bi klişe. Tabi biri gider biri gelir, kalp de kalbe karşıdır zaten, emin ol o da senin için aynı şeyi düşünüyordur. İşte bu kalbin kalbe karşı olması, iyi insanın lafın üstüne gelmesi, annelerin vurduğu yerde gül bitmesi, babaların hem sevip hem dövmesi gibi hadiseler aslında anlamlıdır, boşu boşuna da söylenmiş değildir. 'Aaaa hala el ele mi tutuşuyorsunuz sevgilinleeee, ne klişeee!' Öff, bi git. Şu dünyada el ele tutuşmak kadar güzel bir başka şey var mıdır sorarım sana ve bağlarım bu yazıyı şu güzel adamla:

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
Ya canım ellerini tutmak isterse...

Sunday, June 6

Lucifer'in Koşu Bandı


Spor yapmaya karar vermek insan yaşamındaki dönüm noktalarından biri olmalı ve başlamadan önce üzerinde 3-5 defa daha düşünülmeli kanaatimce. Çünkü bu iş çiğdem çitlemek gibi, bir başlayınca bir daha bırakamıyorsun. Neden mi? Anlatayım.
Şimdi, bildiğini tahmin ediyorum, bu işler girdi-çıktı meselesi. Gün içinde aldığın kaloriden fazlasını harcarsan, kilo verirsin. Yok eğer ömründe ilk defa yemek görmüşcesine masada ne var ne yok saldırır, üstüne keyif sigaranı yakar, bilgisayarın başına geçip bütün gün oydu buydu takılır sörf yaparsan kilo alırsın. Bu kadar basit. 'Eh işte idare ederim, hala daha giderim var' diyebilmek istiyorsan bunun 2 yolu var. Ya o mini mini midene giden boğazını tutacaksın -ki pek çok kadın bunu tercih eder, benim bi dolu gerzek tanıdığım vardı zayıf kalıcam, iştahım kesilecek diye bonibon gibi Prozac kullanan, hey allam sen bu insanlara akıl fikir ihsan eyle- ya daaa..Spora başlayacaksın. Başka yolu yok. İkinci şıkka karar verme aşaması güç bir süreç elbette. Özellikle 'hamlama' fenomeni insanı en başından caydırır. Hadi diyelim bunu göze aldın gittin tepindin spor salonunda geldin, o gece ya da ertesi sabah kabus gibi geçer. Tüm kasların ağrır, durup durup 'insan kendine bunu yapar mı canım? Benim kendime yaptığımı İsrail Filistin'e yapmıyor vallahi' diye düşünürsün ve sonuçta, ya 'aman canım spor da neymiş, 2 dilim ekmek az yerim, 1 bira az içerim olur biter' mentalitesiyle eski güzel günlerine geri dönersin, ya da yeterince azimliysen fit olacağın günlerin hayalini kurarak kendini gaza getirmeye çalışırsın. Körpe bedenin gün geçtikçe şekillenmeye başlar, daha az yorularak daha çok spor yapabilmeye başlarsın, çevreden gelen 'vay be kızım valla inceldin sen haa' şeklindeki kankaların moral amaçlı geribildirimleri de cabası, yersen. Ama sonra bir sabah spor çantanı kapıp mutlu mutlu kapıdan çıkmak üzereyken, omzunun üzerinden bir ses sana şu soruyu sorar: 'Bırakırsan ne olacakkk... Acakk.. Cakkk.. Cakkk..?! İşte o an anlarsın ki, artık geri dönüşü olmayan bir yoldasındır. Bıraktığın anda kaslarının pörsüyerek bayrak gibi sallanacağını dehşet içinde fark edersin ve ileride yazacağın otobiyografinde altın harflerle: 'Sene 2010: Spora başladı.' yazısını görür gibi olursun. Yine de vaz geçmezsen ne ala. Peki spor yapmaya henüz başlamış biri olarak ben ne yapacağım? Elbette yılmayacağım! Bundan sonraki idmanlarıma gitmeyeceğim üzerine 1'e 5 bahis oynayan sayın Stallone ve Schwarzenegger'ler, lafım size, kitabımın imza günü 2030 yılı Haziran ayında gerçekleştirilecektir, bilginize!!

.........

Maaşını aldığında bir kadın
Anka kuşunun teleğine yatırdı tüm parasını
Numaradan bir yangın çıktı
Ormanda, tüm geyikler
Lanetlendi ve çürüdü tüm çiçekler
Yalnız tek bir manolya
Aralandı küllerin ardından

Burak Maktul Çakır

İki Kişiye Bir Dünya (Senfonik Şiir)

Birinci Bölüm:
Kader Kapıyı Çalıyor
(Andante)

Gelme diyorsun
Bu gel demektir
Birazdan güneş doğacak
Dolu dizgin atlılar geçecek yüreğimden
Seni düşüneceğim
Gümüş mahmuzların parlaklığında
Yağmur nal izlerini örtmeden
Sana geleceğim
Bekle beni
Hindistan'da Banaras şehrinde seni aradım
Ganj'ın sularında lanetlenmiş insanlar yıkanıyordu
Ganj'ın suları pisti bulanıktı
İçtim

Bir kadın tanıdım Haydarabat ‘da
Cüzzamlıydı güzeldi üstelik
Sana benziyordu
Etli dudakları vardı
Brahman mabetlerinde seviştik üç gün üç gece
Taşların üstünde yattık
Bir hayvan tarafımız vardı alımlı
Bir Tanrı tarafımız vardı iğrenç
Bir insan tarafımız olacaktı
Aradık üç gün üç gece
Bulamadık
Bir Tanrı tarafımız vardı korkunç
Sevemedik

Sonra Nijerya'da Mozambik'te Altınsahilleri'nde
Kulaklarımda ulu ormanların uğultusu
Vahşetin musikisini dinledim yeşil yeşil
Zifir gibi bir yalnızlıktı içimde yokluğun
İri bir memeydin kalçaydın avuçlarımda
Belki bir tutam tuzdun kirli
Seni düşündükçe susuyordum
Nehirler göller kandırmıyordu beni
O kadınlara gidiyordum
O bakır tenli kadınlara
O kadınlarla da yattım
Adam boyu yaprakların üzerinde
Boyanıp boyanıp yeryüzüne çıkıyorduk derinlerden
Yorgundum
Kuşkuluydum
İliklerime kadar bendim
Bir yeşildim
Bir beyazdım
Karanlıktım
İnsan eti yiyenler anladı beni

Kanarya adalarında
Bir kamış kulübede iki ayna buldum
Birinde ellerim vardı kemik kemik
Parmaklarım beni çağırıyordu sana
Birinde gözlerim vardı
Ağlıyordum
Çiğnenmiş otlara döndüm
Ağlamaklı denizlere
Köpek balıklarının azı dişleri avutmaz beni

Bir gemiydim
Battım
Santa – İsabelle adasının önünde
Şimdi 3200 metre derindeyim
Sana ahtapot gözleri topluyorum
Sana mürekkep balıklarının gözyaşlarını getireceğim
Bırak beni
Yosunlarla bir çeşmeden su içiyorum
O derinliklerde bir mağarada buldum kendimi
Önce garipsedim çıplaklığımı
Utandım
Sonraları alıştım güzelliğime
Bir elim sendin
Bir elim ben
Ayaklarımı göremezdin
Öyle uzaktaydı
Sağ kolumu Mekke'de kestiler şafak vakti
Utanmaz yalnızlığımla kaldım çaresiz

Bitmez
Haçlı seferleri boyunca anlatsam maceramı
Yakına gel
Dört yanımız iri ıstakozlarla dolu
Yalnız değiliz
Tuk ki bu tuzlu balıklarda benim yüreklerim çarpıyor
Tut ki gözümün yarısı elmada yarısı kapanık
Tut ki ben beyaz peynirim ben zeytinim
Al
Ekmeğine katık et beni

Dufy'nin bir sokağı vardı bilir misin
İlkin seni o mor sokakta gördüm
Temmuzun ondördüydü
Bütün itliği üzerindeydi güneşin
Bir yeşil elbisen vardı
Bir siyah ayakkabın vardı
Bir gözlerin vardı
Bir dudakların vardı
Ama ben yoktum o sokakta
Tahiti adalarında
Gaugin'le seni düşünüyordum
Absent kadehlerinde ellerini içiyordum yudum yudum
Dufy'nin sokağı aklıma nereden geldi

Bir çift zar aldım
Attım gökyüzüne
Adis-Ababa şehrine düştü
Adis-Ababa şehrinde kadınlar
Hepyek bakıyordu yüzüme
Yüzümde cinayetler işleniyordu her gece
Kadmiyum kırmızısından kanlar akıyordu nehir nehir
Sen baksan görürdün
Her gözüme bir düşeş oturmuştu
Sen görsen anlardın
Titanyum beyazı yalnızlığımı
Budapeşte köprüsünün üzerinde
Bir çingene falıma baktı
Dedi üç günde öleceksin
Ben üçbin yıldır seni arıyorum
Kapılara sığmıyor umutsuzluğum
Lağım kokuları gibi çirkef gibi kederliyim
İçimden dünyayı ipe çekmek geliyor
Cümle yıldızlar şahidim olsun
Yapmazsam adam değilim

Şanghay'da orospular benimle yatmadı
Çirkinsin dediler
Pissin dediler
Yıkandım arındım
Afyon yüklü mavnalar geçiyordu Çin denizinden
Birisi geçmişime küfretti
Tuttum öldürdüm
Geçmişim seninle güzeldi temizdi aktı
Kirlettim
Affet beni

Hamamatsu'da bir geyşa kızı yüzüme tükürdü
Pyong-Yang'da kurşuna dizdiler beni
Tiz bir boru sesi üç defa ti çekti
Trampetler başımda zonkluyordu
Kederliydim
Çaresizdim
Canım Tchaikovski'yi dinlemek istiyordu
Ah o keman konçertoları öldürdü beni

Dinsizdim İstanbul'da minareler üstüme yıkıldı
Yoksuldum Kudüs'te kiliseler kabul etmedi beni
Gelme diyorsun
Bu gel demektir
Birazdan akşam olacak
Rachmaninof'la bir meyhanede içmeliyim bu gece
Sonra sana gelmeliyim
Rachmaninof nereye giderse gitsin

Şimdi bir derin mavide akşam oluyor
Gök mavi deniz mavi
Mor dağlar yeşil ağaçlar mavi
Bozuk düzen mavi gecelerden sesleniyorum sana
Ne opera aryaları
Ne beşinci senfonisi Beethoven'ın
Bir yalnızlık marşıdır çalınıyor uzakta
Gün ışığı arkamızda kaldı bak
Tanyerinde unuttuk gözlerimizi
Gel artık
Hayata yeniden başlayalım
Gel artık
Bu mavilerde kimseler görmez bizi

Solfej anahtarlarını kaldıralım
Do'ların mi'lerin önünden
Bırakalım bu dünyayı alabildiğine dönsün
Ölmekse daha kolay ne var
Yaşamaksa sensiz mümkün değil
İskender adam edemedi bu dünyayı
Biz mi edeceğiz
Eflatun çözemedi yaşamanın sırrını
Biz mi çözeceğiz
Bütün yataklar bir kişilik
Git diyorsun
Nereye gideyim
Birazdan gece olacak
Ağır kılıçlar parçalayacak yüreğimi
Pis bir koku gibi çökecek üstüme yalnızlığım
Seni düşüneceğim stepler ortasında yorgun kimsesiz
Dolu dizgin atlılar geçmeyecek yüreğimden
Bir gözümde gümüş mahmuzların pırıltısı hazin
Bir gözümde bozulmuş nal izleri
Durup durup ağlayacağım

Sen bu ayrılıklar için mi yaratıldın söyle
Bu zehir zemberek kederler için mi
Bak bütün orkestralar sustu
Bütün ışıkları söndü dünyanın
Korkma
Haydi uzat ellerini
Geçmiş yılları yeniden yaşayalım bir bir
Bak dinle
Bir seslenen var uzaklardan
Bak dinle
Kader kapıyı çalıyor
Gelme diyorsun
Gelme diyorsun
Bu gel demektir.


İkinci Bölüm :
Seninle Kardeş Değiliz
(Allegro)

Tanrının bıraktığı yerden biz başlayalım
Üç milyar insanın yarısını sen öldür yarısını ben
Üç kişi kalsak yetişir yeryüzünde
Yaklaş bana
Seninle kardeş değiliz

Hüzünle karışık sevinçlerden kurtul artık
Arzuların o belli belirsiz sıcaklığını sev
Biliyorsun
Önce Tanrı insanı yarattı
Sonra insan sevgiyi
Ne yapsak boş
Ne kadar çabalasak faydasız
Geriye dönemeyiz
Olanlar oldu iş işten geçti
Çamurumuza sevgi katılmış bir kere

Kim bu şarkıları söyleyen
Karcığar faslından düm tek üzere
Aklım bir yere erişti durdu
Susun
Şimdi üçgenlerle oynuyorum
Kaldırın bu daireleri
Bir model kız geldi soyundu karşımda
Saçlarından üç fırça yaptım
Üç tüp boyan vardı
Verenoz yeşili zümrüt yeşili krom yeşili
Hepsini kattım birbirine
Senin yeşilini buldum
Senin yeşilinde orkestralar Debussy'den çalıyordu
Senin yeşilinde unuttum siyahlığımı

Bu deli eden uğultu nerden geliyor
Kim kırdı bu aynaları
Toplayın yüzümüzü görelim
Çirkin değiliz artık
Bir kapı açıldı önümüzde ölümsüzlüğe
Güzeliz
Sabahlar bizimle dolu
Işık diyordun al işte

Ümit Yaşar Oğuzcan

Saturday, June 5

Mavi

Adını söyleme sen, ben tahmin edeceğim. Bildiğimi bileceğim. Çünkü ben seni çok bekledim, dile kolay, onca sene. Bazı geceler seni ruyamda gördüğüm bile oldu. Şimdi sana 'Merhaba' diyeceğim. Dönüp bakacaksın bana, 'Nerede kaldın?' diyeceksin 'Sabırsızım, çünkü ben seni çok bekledim', gülümseyeceksin. Sen gülümsedikçe, benim gözlerim güzelleşecek. Elimi tutacaksın, ilk defa ılık olacak ellerim heyecanlandığımda. Herhangi bir günün herhangi bir saatinde, herhangi bir kaldırımda oturacağız öylece, susacağız, hayatımın en anlamlı suskunluğu olacak bu. Hiç ama hiç konuşmayacağız. Sonra bir anda, yüzünde muzip, çocuksu bir gülümsemeyle mavi gömleğinin cebinden bir harita çıkaracaksın, koyacaksın tozlu kaldırımın üzerine, kapatacaksın gözlerimi benimkiler gibi ılık ellerinle, sağ elimin işaret parmağını haritanın üzerinde gezdireceksin, ben içimden 5'e kadar sayıp durduracağım parmağımı. Gülümseyeceğiz ve gideceğiz bir daha geri dönmemek üzere.. Tik.. Nerede.. Tak.. Kaldın.. Tik.. Seni..Tak.. Çok.. Tik.. Özledim..

Mutluluk Inc.

%52.5 kek (hidrojene bitkisel yağ ,palm, soya, ayçiçek, pamuk şeker, buğday unu, yumurta, glukoz şurubu, %5 bitter çikolata, kakao, nem tutucu (gliserol), fruktoz şurubu, tuz, emüglatörler (yağ asitlerinin mono ve digliseridleri, yağ asitlerinin poligliserol esterleri), modifiye nişasta, kabartıcılar (sodyum asit prifosfat, sodyum hidrojen karbonat), koruyucu (potasyum sorbat), doğala özdeş aroma (vanilin), asitliği düzenleyici (sitrik asit), kıvam arttırıcı (ksantan gum), %30 sütlü çikolata (şeker, kakao yağı, peyniraltı suyu tozu, süt tozu, kakao, emüglatörler (soya lesitini, poligliserol polirisinolat), doğala özdeş aroma (vanilin). Evet gün aşırı işten çıkıp sürüne sürüne gittiğim, 1,5-2 saat boyunca ter içinde kaldığım, sonra 'oh bee hayırlısıyla bir kaç güne fimfit olucam işallah' diye sevine sevine yaptığım sporun anlamını yitirdiği, kendime hakim olamadığım, görünce gözlerimin boyoz gibi olduğu, sol elimle sağ elimi durdurmaya çalıştığım fakat muktedir olamadığım süper zamazingo eti brownie intense'dir efendim. Söz konusu anti-depresan-çikolata nedeniyle şişman ve sivilceli olmayı bile göze alıyorum, sen düşün artık. Neyse önemli olan insanın 'dış güzelliği' değil 'düş güzelliğidir' değil mi? Evet.

Friday, May 28

Be afraid of the lame.

Fevrale dostat chernil i plakat
Pisat O Fevrale navsnryd
Poka grohochushaya slyakot
Vesnoyu charnoyu gorit

Wednesday, May 26

Gelen Kutusu

Aşksız bir güne daha başladım, aşk olsun bana.

Monday, May 24

Senato Kararı

Are you sure you want to leave this page?
Click OK to continue, or Cancel to stay on.

Sunday, May 23

Biliyorum.



Bekar kadınların evli erkeklerle beraber olması evrime aykırı, psikanalizi ise doğrular bir ilişki biçimi gibi sanki. Evrimsel olarak, kadının hal-i hazırda eşi olan bir karşı cinsle beraberlik yaşaması, zaten erkeğe göre soyunu devam ettirme (üreme) şansı daha az olan kadın için bir dezavantaj. Adam gün içinde bile bir katrilyar kadını dölleyebilir ve soyunu devam ettirebilirken, kadının 9 ayda bir şansı var ki sürekli hamile kalabilen bir kadın varsa ona kocaman bir bravo. Normalde bu kadın dişisi ne yapmalı? Kendisini dölleme şansı/ilişki kurma olasılığı daha fazla olan, yatırımın bir başka kadınla paylaşılmayacağı/kendisine yapılacağı bir erkeği tercih etmeli. Ama ah bu ödipin gözü kör olsun ah. Anası (söz konusu karşı cinsin eşi oluyor bu durumda) ile olan rekabeti ve babasına (söz konusu karşı cins) karşı hissettiği aşk nedeniyle bi bakar ki böyle abuk subuk bir ilişkinin içinde. Tabi ki 'mazisi eskiye dayanan, daha önceden yatırımın yapıldığı mağdur eş' ya durumun farkına varmaz ya da varmak istemez. 'Hadi canım, no vey, nasıl olur, aldatılan kadın 1 dakka durmaz adamın yanında, basar gider' dersin ilk bakışta. Ben söyleyeyim, o iş evrimsel olarak öyle olmaz. İşte 'i know' da bunu anlatır.

Monday, May 17

Those Are the Eyes of Her Victims.

Acı kırmızı biber, önce insanda cehennem duygusu uyandırır. Ancak hemen arkasından ödülü gelir. Biberdeki "Capsacin" adlı madde, damakta endorfin salgılanmasına yol açar. Endorfin acıları dindirir ve insanı mutlu kılar.

Kırmızı Bisikletin Hikayesi

Bir zamanlar çok yalnız bir çocuk varmış. Bilmem kaç duvarın arasına sıkışıp kalmış. Uçları parçalanmış lacivert terliğiyle kırmızı bisikletine binerken etrafına bakmış, demiş 'Gideceğim buralardan.. Öyle uzağa gideceğim ki ben bile bulamayacağım kendimi'. Çocuk büyümüş, adam olmuş, adam olmamış da olur gibi yapmış. Küçükmüş hala, çocukmuş. Neyse. Çekmiş gitmiş çocuk adam bilmediği şehirlere, kaldırımlara, insanlara... Ne olacağını bile bile. Ara sıra da olsa dönmemecesine.. Küçük adamlar, küçük kadınlar; büyük kalabalıklar, büyük yalnızlıklar görmüş. Gün gelmiş kendini görmüş. Çocuğunu almış gitmiş oradan, o an, giderken kendine bir hoşçakal bile demeden.

Monday, May 10

Kemanımı çalamamamın üçüncü ayı kutlu olsun.



Güzel canımı üzdüğüm, sinirimi bozum bozum bozduğum bir diğer konu keman çalmak. Hayır sadece ben üzülüyor olsam iyi, ya sevgili komşularım ne yapsın, nerelere kaçsın? Gıy gıy, gırç gırç aaarrgh. otur sıfır.

T.A.

Kurtlar, içinde kırmızı başlıklı kızların dolaştığı ormanlardan uzak durmalıdır.

Daimi.




En sevdiğim renk kırmızı. Sonra yeşil.
Renk körleri kırmızı ve yeşili ayırt edemezler.
Ne hoş..

Friday, May 7

Life Positions.

">
I am OKEY, You are OKEY
I am OKEY, You are not OKEY
I am not OKEY, You are OKEY
I am not OKEY, You are not OKEY.

Hayır anne ben deli değilim, ayrıca o okey değil.



Benim gibi obsesif bir bünyeye sahipseniz, umarım hayat mahjong'u karşınıza çıkarmaz. Gecem gündüzüm birbirine karıştı, stres kumkuması, muamma silsilesi oldu yaşam a dostlar. 'O 'F'nin teki nerde', 'Mor elbiseli, yelpaze taşıyan çinli teyzenin arkasında az önce üç paralel şeritli mahjong 2'si gördüğüme yemin edebilirim' filan derken ömrümü yedim. Hayır bi de bu meretin bi dolu versiyonu var: Mahjong infinity, Luxor Mahjong, Mahjon Solitaire. Bu çinliler çok fena çok...

Thursday, May 6

İnsan ne ki, kendini temiz sanıyor?

Aylaar aylar öncesinde, 'Bu filme kesin gitmeliyim' dedim, o geldi, ben gidemedim. Binbir takla atarak yaptım-bozdum, evirdim-çevirdim, dünyanın en saçma gününün en saçma saatini ayarlayarak bir koşu gittim. Gittim gördüm. Gördüm hayran oldum. Hayran oldum kıskandım. Kıskandım içtim. Yüzsüzlüğü ele aldım, filmin afişini bile istedim. Film arasında patlamış mısır almamış olmama rağmen, sinema salonunun müdürü konumundaki beyfendi bir hafta sonra gelmem durumunda bana afişi verebileceğini söyledi. Neyse, bu da bişeydir.